Hiçbir Şey Sizin Hayal Edeceğiniz Kurguya Engel Olamazİ

 Büyük bir salonda tek başına yatmak, büyük bir okyanusta yelken açmak kadar cesaret ister. Büyüktür çünkü diğer odalara nazaran misafirlerin ilk karşılandığı mekandır. Bende onu bugün bu odada karşılayacağım. Gece saat on iki de burada olmalı sokak lambaları onun için bir güneş gibi. Gündüzleri kendini eve sığdırır, kaleminin tozunu yutardı çoğu vakit.  Sokak lambası olmayan sokaktan gitmez mesela. Paltosunda yedekten kibrit bulundurur. Bu onun sigara kullandığı anlamında değildir, onu sokak lambası olmayan yerlerde kullanması için taşır. Anlayacağınız o ki bizim evin sokağında sokak lambası var ama başka bir yerde yok. Kayınından kalan maaşıyla kurmuştu babam o sokak lambasını. Bir öndeki mahallede oturan muhtarın lambası bile bizimkisinden sönük yanıyordu. Aslında olaylar hep salonda geçer. Payitaht Abdülhamid dizisine bakılırsa misafirler salonda karşılanır ve önemli kararlarda burada verilir. Aile disizi olan Çocuklar Duymasında da hakeza olaylar salonda geçmektedir. Mekanın yeri çok önemli bu anlamda, bir yatak odasında çekilen sahne ile salon ne kadar aynı olabilir ki.
Elinde büyük bir karton çantayla geliyor. Acaba ne getirmiş olabilir ki! Elleri çok dolu kapının zilini çalmakta zorlana bilir. Onu gidip ben karşılasam iyi olur, hizmetçilerin onun eşyalarına dokunmasına hiç müsaade etmez. Onların pis olduğunu düşünüyor. Geçenlerde bir restorana gittiğimiz de garsonla çok tartışma yaşamıştık. Bardağını ve çatal kaşığını kendisi getirmişti çünkü. Yemek servisini yapan aşçının saç telini düşeceği aklına geldikçe yemeği yiyemez olmuştu. Şikayette bulunmuştu ama restoran sahibi bu durumu düzeltmek için hiç sarf etmemişti. Günümüzde bu tip hastalığa yakalananlara yönelik çok diziler ve belgeseller çekilmiştir. Temizlik Bağımlıları Amerika, Temizlik Avcıları ve Doğu Asya bölgesinde 2019 yılında çıkarılan Clean with Passion for Now romantik komedi kuşağı izledikçe insanlarda hem temizlik duyarlılığı hemde bir aşk için verilen fedakârlıkları iki çift arasındaki uyuşmazlıklarla anlatmaktadır.
-Hoş geldin Yahyalı.
– Hoş bulduk hoş bulduk orda dikileceğine hemen elimdekileri al. Paltomu diğer paltoların yanına sakın koyma !
Yahyalı biraz garip adamdır ama ben onun muhabbetinden hoşnut oluyorum. Bazen öyle  muhabbete dalarız ki sabah olur ellerimizde sigara, kahvelerimiz şekersiz ..
– Çay demle! fırından taze simit aldım yeriz. Gelirken holden çantaları da getir. Sana yeni çizimler getirdim. Bunları yazına eklersin. Teknikleri uygularken doğru yaz, bir öncekinde çok hatan olmuştu. Sana getirdiğim tabloyu renksiz biçimsizmiş gibi anlatmıştın bir sayfada. Güzel anlatmalısın ki benim tablolarımda ilgi görsün satılsın.
– Yahyalı, çizimlerin eserlerimle uyuşmuyor. onları başka bir sefere bıraksak olmaz mı?
Bu konu olmasa daha güzel gidebilir aslında arkadaşlığımız. Ben çizgiflim yazarıyım, çocukların iç dünyasını ele almak onlara hitap etmek isterim ama Yahyalı’nın eserleri bu film kuşağına hiç uygun eserler değil. Bir çocuğun büyüklerle kafa tutması gibi. Beni hitap eden şey macera ve komedi. Çocuklar beş-on beş yaş aralığında çok hareketli ve hayal dünyaları zengindir. Big Hero 6,  ABD yapım bu çizgiflim izleyicinin Walt Disney Animasyon Stüdyoları’ndan beklediği kalbe dokunan ve mizah dolu bir hikayeye sahip olmakla birlikte aksiyonla karışık bir komedi macera filmi. Çocuklar ve büyük yaş kitlesinin beraber izleyeceği eğlenceli vakit sunmakta.
– Kudret beyy !
Hayal dünyama dalmış olmalıyım  ki Yahyalı’nın eve geldiğini unutmuşum. Yazarlık budur hemen aklına bir şeyler gelir ve durup düşünürsün sonra hemen yazmak istersin ama şimdi yazamayacağım. Hemen içeri gidip Yahyalı’yla ilgilenmeliyim.

– Geldim geldim!

– Kudret beyy çayları  tazeler misiniz! En son bir yazı yazıyordun, bir genç kızın duygularından anlatıyordun o ne oldu en son , o genç kızı bir tabloda görmek istiyorum dudaklarındaki o dolgunluk , gözelerindeki hayata derin bakışları..

– Henüz bitiremedim ama hayalinde kurduğun kız benim kahramanımla eş değer özelliklerde olacak , nerden tahmin ettin ki böyle bir kahraman yazacağı mı?

– Seninle beş yıldır dostuz unutmayasın. Bilirim kimi anlatmak istersin.

– Evet, haklısında.Zaman çabuk geçmiş olmalı. Daha dün gibi hatırlıyorum. Ona bir farklılık katmak için Açık hava sinemasına götürmüştüm. Her şey o gün son bulmuştu.. Açık hava sineması!

-Açık hava sineması mı? Kudret beyciğim siz yine daldınız. Ama aklıma geldi geçenlerde canım çok sıkılmıştı Yılmaz’ın filmlerini bilirsin hep komedi içeriklidir. Biraz neşelenmek adına herhangi bir filimini açtım ve izlemeye durdum. Türk Film sektöründe Yılmaz ERDOĞAN’ın   Vizontele filmi, 1974 yılında başında Van’ın Gevaş ilçesine televizyon gelmesini anlatıyor. Bunu duyan ahali televizyonun ne olduğu hakkında bir bilgileri yok ve nasıl bir şey olduğunu çok merak etmektedirler. Olay burdan sonra televizyonun kuruluşuyla olan uğraşları . Kudret beyciğim çocukken bir tüplü televizyonumuz dahi yoktu. Bu film benim çocukluk yıllarıma götürmüştü. Damdan dama atlardık.  Hava çok sıcak olduğundan damda yatardık. Bir gün ilçeye koca renkli görüntülü perde getirdiler. O zaman çok küçüktüm benim gözümde çok büyüktü. Sinema diyorlardı buna. Akşamları izlenirdi genellikle. Ama sinema izleyecek bir kuruş paramız dahi yoktu ahırdaki ineklerin saman parası bile çıkmıyordu. Bir garip anam ve ben idik. Yaramazlık yapar dama çıkardık olmadı ağaçlara. Sinema sahibi bizi bir fark etsin pabuçlarımızdan tutup  sürüklerdi eve kadar bizi. Vizontele desen ben İstanbul ‘a Görsel öğretmen olarak atandığımda ilk görmüştüm. Eskiden az bulunan ve zor elde edilen şeyler daha kıymetliydi.

   Yahyalı bazen duygularına yenik düşer kendi öz haline dönüp  geçmişten bahseder bunun o halini çok seviyor olmalıyım ki anlatırken bir çocuk gibi kımıldamadan dinlemişim. Yahyalı!

  • Ah!
  • Açık hava sineması bu söylediğin filmde de geçmekte, çocukluğun pek güzel geçmiş aslında anlatırken duygulandım. Ağzımız tatlansın biraz sana şerbet getiriyim.

Genç kız aslında sevdiğim en son kadını anlatmıyordu her gün penceresinden dışarıyı izleyen kızı anlatmıştım. Yeni komşularımız beş katlı eski bir eve yerleşmişlerdi. Onu fark ettiğimden bu yana kalemim artık farklı yazılar yazar oldu. Bazen yeri gelir Âşık olduğumu hissettim;

” Sen beni hasret beyâbânında dermânsız kodun ” 

Onu düşündüğümü açıkça söyleyebilirim. “İnanıyorum benim kadar kimse yalnız değil!” dedi; anadolunun esmer tenli kızı. Sonra elinde okuduğu kitabın sayfalarını çevirdi ve gözüne şu satırlar dikkatini çekti:
‘ _ Bir mandolin, dedi. Bir mandolin! Kim bilir nasıl bir gizli derdi gecelere bırakmak isteyerek ya bir çam dibinde aya karşı üzüntülerini döken ya da başıboş dalgacıkların üstünde havalara bir selam bırakan küçük mandolin!’
İçi sıkılmışçasına bir ah çeker ve düşünür;’ kafesteki kuş neden gökyüzünde uçmak istemez’ diye. Her yaradılışın bir şekli ve usulü vardır elbet ama ne denir insanoğluna mutlaki hayvanattan kendini üstün kılan. Her şeyi elde edebilmekte oysaki insan, neden yalnızdır? Bir mandolin çalmak isteyen kıza izin verilmeyen sözcükler. Bu bir mısralara sığmayacak kadar üzüntülü ağlayışların kelimeleri. Anlatılmayacak o yalıda yaşayan kızın hikayesi. Sırlar adasında tutulan bir kış hikayesi gibi sönüp gidecek yıllar geçtikçe.

  • Kudret Bey!
  • Oyy yine dalmışım, çok fazla hayallere dalıyorum. Geliyorum efendim! şerbetleri hazır ettim.

Müberra Gül KILINÇ
YAZI SAHİBİ